


Okuma Süresi: 6 dakika
Minimalizmi düşününce ilk aklımıza gelenler şunlar oluyor:
● Sahip olduğu her şeyi satmış insanlar
● Aşırı tutumlu insanlar
● Nadiren dışarı çıkan, veya belki hiç çıkmayan insanlar
Fakat minimalizm özünde sadece bunlarla ilgili değil.
Minimalizm aslında hepimizin, kendi kişisel tercihlerimiz doğrultusunda farklı dozlarda uygulayabileceğimiz bir felsefe. Yalnızca sahip olduğumuz eşyalarla değil; hayatımıza girmesine izin vermeyi seçtiğiniz insanlarla veya deneyimlerle de ilgili.
Kısacası; farkında ve bilinçli seçimler yaparak, istediğimiz yaşamı yaşayabilmekle ilgili…
Minimalizmin Kökeni
Bugün bildiğimiz şekliyle minimalizm bir Amerikan hareketi olsa da, arkasındaki felsefe son derece kadim. Farklı inanç sistemine mensup birçok farklı keşiş, yüzyıllardır minimalist bir yaşam tarzı uyguluyor ve yalnızca temel ihtiyaçlarla yaşamlarını sürdürüyorlar.
1960’larda tasarım, resim, mimari gibi sanatla ilgili alanlarda yaygınlaşmaya başlayan ‘sadelik’ kavramı; 1980’lerde ‘slow food’ gibi hareketlerle birlikte ‘bir yaşam tarzı’ olarak da ele alınmaya başlandı.
Ünlü Minimalistler Joshua Field Millburn ve Ryan Nicodemus bugün minimalizmi şöyle tanımlıyorlar: İnsanların yaşamlarına değer katan şeyleri sorgulamalarına yardımcı olan bir yaşam tarzı.
Tim Denning de, yazısında, son derece basit bir şekilde minimalizmin önemini şöyle vurgulamış: “Minimalizm, nelere sahip olduğunuzla ilgili değil sadece; çok daha fazlası... Minimalizm, hayatta istediğiniz şeylere yer açmakla ilgili.”
Fiziksel ve Zihinsel Boşluk
Opsiyonellik, ‘seçilebilir/mevcut olma ancak zorunlu olmama niteliğini’ gösterir. Başka bir deyişle, mevcut olan imkanların bolluğunu ifade eder. Bugün bize satın alabileceğimiz maddi şeyler, tanışabileceğimiz insanlar, yaşayabileceğimiz deneyimler konusunda çok fazla imkan sunuluyor. İşte tam bu noktada; amaca yönelik olmak, opsiyonelliği en aza indirmek ve minimalist bir zihniyet uygulamak devreye giriyor.
Minimalizm deyince akla gelen tek şey “dağınıklıklardan kurtulmak” olduğu için; çoğu zaman düşündüğümüz senaryo şöyle oluyor: A kişisi istenmeyen veya artık ihtiyaç duymadığı eşyaları bırakmaya karar verir ve sonuç olarak renksiz, zevksiz, az eşyalı ve küçük bir evde yaşamaya başlar. ‘Peki bu nasıl olur da, daha iyi yaşamı bana sunabilir?’ diye düşünebiliriz…
Aslında burada kritik olan; dağınıklıklardan kurtulmanın fiziksel ve görsel etkisi değil. Bundan ziyade; bu sadeleşmeyle birlikte gelen zihinsel değişimdir. Çünkü gördüğümüz görsel dağınıklık ile zihinsel berraklığımız arasında bir korelasyon var. Örneğin, dağınık bir oda hayal edin; ister yatak odası, ister bir ofis olsun… Çok yorucu, değil mi? Zihniniz farklı yönlere yönlendiriliyor; bir şeyi yapmak veya bir şeye başlamak konusunda adeta ‘yeriniz yok’.
Ama aynı odayı bir de tüm dağınıklıklardan temizlenmiş ve düzenlenmiş olarak hayal edin. Bu haliyle, size bir şeye başlama konusunda ilham bile verebilir; hatta sizi mutlu hissettirebilir. Bunun nedeni, beyninizin artık her yönden gelen uyaran bombardımanı altında olmamasıdır.
“İçerik” Perhizi
Ayrıca minimalizm; okuduğumuz, dinlediğimiz ve izlediğimiz içerikleri bilinçli tüketme eylemidir.
Örneğin sosyal medyada:
● Sizi eğitmeyen
● Size neşe ve/veya huzur getirmeyen
● Size farklı bakış açıları kazandırmayan (yani zihninizi olumlu olarak tetiklemeyen)
hesapları takip etmeyi bırakabilirsiniz.
Hatta bazıları için bu, belirli sosyal medya platformlarını tamamen silmek anlamına da gelebilir.
Enerjimizi düşüren veya artık bize katkı sağlayamayan şeyleri yaşamımızdan çıkardığımızda; sadece daha mutlu hissetmekle kalmaz, aynı zamanda daha iyi bir odaklanma gücüne sahip oluruz.
Dağınıklığın üzerimizde yarattığı stres, farklı biyolojik ve nörolojik etkilere sahip: kortizol (stres hormonu) seviyelerimizi, yaratıcılığımızı, odaklanma yetimizi ve bedenimizdeki acıyı nasıl deneyimlediğimizi etkiliyor.
Evimizi olabildiğince düzenli ve temiz tutarak veya dijital olarak ne ‘tükettiğimize’ dikkat ederek şunları azaltmış oluyoruz:
● Yaratıcılığın önündeki engeller
● Aşırı uyaranlar (sürekli dikkat dağıtan telefon bildirimleri vb.)
● Ani kortizol artışları (ki bu daha sonra başka sağlık sorunlarına yol açabilir)
Son zamanlarda yapılan bir araştırma, dağınıklığın tetiklediği stresin; abur cubur yeme, çok uyuma veya aşırı derecede Netflix izleme gibi ‘başa çıkma’ veya ‘kaçınma’ stratejilerini de tetiklediğini gösteriyor.
Tüm bunlarla birlikte; sizin için doğru araçlara, yani hangi minimalist uygulamaların size hizmet ettiğine karar verecek olan sizsiniz. Bazı öneriler veya uygulamalar size özgürleşmeden çok, yük gibi gelebilir. Önemli olan; yaşamınızda odaklanmak istediğiniz alanları olabildiğince verimli kılmak için; ihtiyacınız olmayan şeyleri en aza indirebilmek.
Kaynak:
Minimalism Is Still Just As Relevant Going Into 2022, But It’s Also Evolved