


Barış Onur Örs
Giriş
Günümüzde belirsizlik neredeyse bir norm haline geldi. Küresel ekonomik dalgalanmalar, iklim değişikliği, teknolojik devrimler ve sosyo-politik değişimler, bireylerin ve organizasyonların geleceğe dair planlarını sürekli olarak yeniden değerlendirmelerini gerektiriyor. Bu tür belirsizlikler, iş bulma, iş yapma, iş kurma ve geliştirme motivasyonları üzerinde derin etkiler yaratıyor. İş dünyasındaki dinamikler, bireylerin geleceklerini nasıl şekillendirdiğini ve organizasyonların bu değişen ortama nasıl uyum sağladığını anlamayı zorunlu kılıyor. Bu bağlamda, Talentra ekibi olarak söz konusu belirsizliklerin iş motivasyonu üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemek istedik. Şubat - Mart 2024 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz “Talentra İş Motivasyonu Araştırması” ile belirsizliğin iş süreçlerine, kariyer planlamalarına ve motivasyon düzeylerine olan etkilerini ortaya koymayı amaçladık. Bu çalışmanın odak noktası, mevcut ve gelecekteki belirsizliklerin, bireylerin iş ve kariyer algıları üzerinde nasıl bir etki yarattığını anlamaktı. Araştırma, aynı zamanda, bu belirsizliklerle başa çıkma stratejileri ve adaptasyon süreçleri hakkında bilgiler sunmayı hedefledi.
Geleceğin Belirsizliği Belirsizliğin Geleceği
Gelecek her zaman belirsizdi ve bundan sonra da belirsiz olacaktır. Ancak tarihte hiç bu kadar öngörülemez olmuş muydu? Ya da tam ters istikamette bir soru sormaya gayret edersek; teknolojilerimiz sayesinde, dış dünyanın belirsizliği daha öngörülebilir hale gelmedi mi? Birbirine tamamen zıt olan bu iki sorunun bugün aynı anda geçerli olabilmesi çağımızın karakterini özetler gibi. Gelecek, geçmişte hiç olmadığı kadar belirsiz ve öngörülemez durumda; ama uygarlığımızın ulaştığı teknolojik seviye de geçmişte hiç olmadığı kadar bu belirsizlikle başa çıkabilecek potansiyele sahip. Bu iki durumu biraz açıklamaya çalışalım. Büyük yıkımlar, savaşlar, sosyal çöküntüler ve benzeri krizler, bilinen tarih içerisinde pek çok kez yaşandı. Bunların bir kısmı bölgesel ya da kıtasal düzeyde yaşanmış olsa da 2. Dünya Savaşı gibi örneklerin bütün dünyada insan yaşamını tehdit ettiğini biliyoruz. Öyle ki insanlığın ve çevresinin sonunun iki dudak arasında olduğu günlerden geçtik. Bu yakın örnekte olduğu gibi uygarlığımız pek çok kez geleceğinin bulanık olduğu dönemlerden geçti. Her bir kriz durumu, kendi iç dinamikleriyle aşılarak bizi bugünlere ulaştıran paradigma değişimlerine sahne oldu. Peki bugün farklı olan ne?
Kurmuş olduğumuz sistemler artık daha kırılgan ve bunun sonuçları bütün gezegeni, insan dışındaki canlıları ve ekosistemi etkiliyor. Küreselleşmiş ve entegre bir dünyada, pandemi örneğinde gördüğümüz gibi, artık tali ya da bölgesel olaylardan söz edemiyoruz. Her şeyden de önemlisi artık iklim krizi hakikati ile yüz yüzeyiz; hatta birçok bilim insanına göre geri dönüşü olmayan bir aşamaya geçmek üzere olabiliriz. Teknolojimiz, örgütlenmelerimiz ve politikalarımız bunun üstesinden gelebilecek mi, emin olamıyoruz. Özetle, uygarlık olarak elimizden gelenin en iyisini yapsak bile türümüzü ve ekosistemimizi nasıl bir gelecek beklediğini artık bilemiyoruz. Ve bunun olanakları her geçen gün elimizden kayıp gidiyor. Bu yüzden kaygı yüklü ve inkârla doluyuz.
Diğer yandan, sorunlarımızın çözümü salt ona bağlı olmasa bile, teknolojinin hızı baş döndürücü düzeyde. Çözdüğünden daha fazla sorun yaratan teknolojinin, belki de tarihte ilk kez, yarattığından daha fazla sorun çözebileceği iddia ediliyor. Ne var ki bu teorik olasılığın dışında bunu gerçekleştirebilecek organizasyon biçimlerine ve politikalara sahip değiliz. Bir kuşağın içine sığmakta olan art arda gelen teknolojik devrimler, bireyleri aktif öznelerden pasif alıcılara dönüştürme riskine sahip.
Tam da böyle bir atmosferin içerisinde kamuoyunun, politikacıların ve iş dünyasının gözlerini kaçırdığı sıcak bir konuya odaklanmak istedik: Belirsizlik!
Çoğunlukla Türkiye’ye odaklanan ama uluslararası verilerle korelasyonu bulunan Talentra İş Motivasyonu Araştırması’nda; farklı meslek grubu ve pozisyondan, farklı yaş ve cinsiyetteki 418 katılımcıya ilk olarak şu soruyu sorduk:
“Geride bıraktığımız on yıllara kıyasla, içinde bulunduğumuz dönemde, küresel iklim değişimi, teknolojik gelişmeler, kaynak yetersizliği, artan savaş riskleri, insani ve ekonomik krizler ya da başka sebepler yüzünden geleceğin çok daha fazla belirsiz/öngörülemez olduğunu düşünüyor musunuz?”
Katılımcıların %90,9’u “Evet, düşünüyorum” yanıtını verdi. Sonuçlar bize gösteriyor ki, katılımcıların büyük bir çoğunluğu belirsizliğe dair hakim bir duyguya sahip. Elbette ilk bakışta bu sonuçların Türkiye’ye has bölgesel bir durum olduğu öne sürülebilir. Ama gerek literatür taramalarımız gerekse uluslararası ölçekte test ettiğimiz örneklem grubu, belirsizliğe dair bölgesel ile küresel algının pek değişmediğini ve sonuçların paralel olduğunu gösteriyor.
Belirsizlik ve İş Motivasyonu
Bilinçli bir varlık olarak insan, geçmişten geleceğe uzanan bir bütünlük ve anlam arayışı içerisinde olup kendini zaman ve mekânın içinde anlamlı bir yere yerleştirmek ister. Eylemlerinin sonuçlarını ve dünyaya olan etkilerini merak eder. Bu beklenti onun eylemlerinin itici gücüdür. Anlam arayışı, belirsizliklerle dolu bir dünyada daha da karmaşık hale gelir. İnsan, değişen koşullar altında kendi yerini, rolünü ve geleceğini yeniden tanımlamak zorunda kalır. Bu durum, özellikle iş hayatında, bireylerin kariyer yollarını ve profesyonel kimliklerini sürekli olarak sorgulamalarına neden olur. İnsanın iş yapma kapasitesi onun motivasyonuna bağlıdır ve belirsizliğin iş motivasyonu üzerinde önemli etkileri vardır.
İş motivasyonu, bireylerin işlerine olan bağlılıklarını, performanslarını ve iş tatminlerini etkileyen kritik bir faktördür. Yüksek motivasyon seviyeleri, daha yüksek üretkenlik, daha iyi iş sonuçları ve daha güçlü işveren-çalışan ilişkileri ile ilişkilendirilir. Öte yandan, motivasyon eksikliği, düşük performans, yüksek işten ayrılma oranları ve genel olarak iş yerinde olumsuz bir atmosfere yol açabilir. Geleceğin belirsizliği, önümüzdeki döneme dair net bilgi veya kontrol eksikliği anlamına gelirken iş dünyasında bu; piyasa trendlerinin, teknolojik yeniliklerin veya siyasi kararların önceden tahmin edilememesi durumlarını içerir. Bu belirsizlikler, çalışanların gelecekteki kariyer yolları, iş güvenliği ve profesyonel gelişim fırsatları hakkında endişe duymalarına neden olabilir.
Araştırmamız, belirsizliğin iş motivasyonu üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Zira katılımcıların büyük çoğunluğu, belirsizliğin, iş süreçleri, iş motivasyonu ve kariyer planlarında önemli etkileri olduğunu ifade etti.
“Geleceğin belirsizliği iş süreçlerinizi etkiliyor mu?” sorusuna katılımcıların %52,4’ü “bir miktar etkiliyor” yanıtını verirken, %39’u “büyük ölçüde etkiliyor” yanıtını verdi. Böylece toplamda %92,4’lük bir kesim belirsizliğin iş süreçlerini etkilediğini ifade etmiş oldu.
Diğer yandan, “Geleceğin belirsizliği iş motivasyonunuzu nasıl etkiliyor?” sorumuza katılımcıların %44,2’si “motivasyonumu düşürüyor ve endişelendiriyor” yanıtını vermiş olup bu sonuçlar belirsizliğin iş motivasyonu üzerindeki olumsuz etkisini ortaya koydu.
Buna rağmen daha ilerde tartışılacağı gibi katılımcıların %25,2’si gibi önemli bir kesimi, sorumuza, “Artan tehdit ya da fırsatlar işe daha sıkı sarılmamı sağlıyor” yanıtını vererek belirsizliğin başka bir etkisine işaret etti.
Araştırma sonuçlarımıza göre, belirsizliğin bu belirgin etkileri karşısında, kariyer planlama konusunda katılımcılardan iki farklı tutum görüyoruz. “Belirsizlikler kariyer planlarınızı nasıl etkiliyor?” sorumuza katılımcıların %55,7’si “Daha esnek ve çok yönlü planlar yapıyorum” yanıtını verirken %22,7’lik bir kesim “Kariyerimde daha azına razı olmaya başladım” yanıtını verdi. Özellikle bu yanıtın, iş yaşamında motivasyon ve performans düşüklüğüyle ilişkilendirilebileceğini öne sürebiliriz. Diğer yandan katılımcıların %7,2’lik gibi ihmal edilemeyecek bir kesimi belirsizliğin “yeni fırsatlar yarattığını” vurgulayarak belirsizlik temasına dair diğer araştırmacıların da ortaya koyduğu başka bir yönün altını çizmiş oldu.
Belirsizliğin çok yönlü etkilerine dair daha önce Talentra Blog’ta yayınladığımız derlemeye şu linkten ulaşabilirsiniz. Araştırmamızda elde edilen bulgular, belirsizliklerin bireylerin işe ilişkin tutumları üzerinde olumsuz etkilerin yanında güdüleyici etkiler de yaratabileceğini göstermektedir. Katılımcıların bir kısmı belirsizliğin kariyerlerinde yeni fırsatlar yarattığını ya da bu vesileyle köklü değişikler yaptıklarını belirtmişlerdir. Yine daha önce belirttiğimiz gibi yarısından fazlası daha esnek ve çok yönlü planlar yaptıklarını belirtmiştir. İçinde bulunduğumuz belirsizlik durumu bir yandan performans düşüklüğüyle ilişkilendirilebilecek çok yoğun stres ve endişe kaynağıyken diğer yandan çalışanların ya da girişimcilerin yeni iş arayışlarını veya mevcut işlerini geliştirme davranışlarını tetiklemektedir. Zira, araştırmamıza katılan en az dörtte birlik kesim, sonuç olarak işlerine daha sıkı sarıldıklarını ifade etmiştir.
Belirsizlikle Başa Çıkma
Belirsizlik dönemlerinde, kurumların ve liderlerin rolü büyük önem taşır. Liderlerin açık iletişim yoluyla ekiplerini bilgilendirmesi, gelecek vizyonunu paylaşması ve güven ortamı oluşturması, iş motivasyonunu korumanın, hatta artırmanın anahtarıdır. Kurumların, çalışanların becerilerini geliştirecek eğitim ve gelişim programlarına yatırım yapması, esnek çalışma düzenlemeleri sunması ve çalışanların kariyer hedeflerine ulaşmalarına destek olacak planlama hizmetleri sağlaması gerekmektedir.
İşletmeler, piyasa araştırmaları, ekonomik analizler ve trend projeksiyonları gibi araçları kullanarak geleceğe dair olası senaryolar oluşturur ve bu senaryoları planlama ve strateji geliştirme süreçlerinin temeli yaparlar. Ancak, bu yaklaşım, özellikle hızlı değişen piyasalarda ve beklenmedik olayların sıkça yaşandığı durumlarda sınırlılıklarla karşı karşıyadır. Belirsizliğin tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmadığından, bu yöntem bazen işletmeleri yanıltıcı ve hatalı kararlar almaya itebilir.
Simon Bridge ve Gudela Grote gibi araştırmacılar belirsizlikle başa çıkmanın alternatif yollarını önermiştir. Bu tarz yaklaşımlar, belirsizliği bir risk olarak değil, bir fırsat olarak görür ve ondan yararlanmayı amaçlar. Örneğin Grote, belirsizliğin yalnızca dışsal olarak üretilen bir durum olmadığını, aynı zamanda içsel olarak da yaratılabileceğini ve yönetilebileceğini savunmuştur. Bridge ise, özellikle girişimcilik bağlamında, belirsizlikle başa çıkmanın "etkileşim", "antikırılganlık" ve "deneme yanılma" gibi yöntemlerle mümkün olduğunu belirtmiştir. Bu yaklaşımlar, işletmelerin ve girişimcilerin mevcut kaynaklarını en iyi şekilde kullanarak yenilikçi çözümler üretmelerini ve belirsizliği avantaja dönüştürmelerini teşvik eder.
Araştırmamızda katılımcılara yönelttiğimiz son soru şuydu: “Belirsizlik karşısında iş yerinizin yaklaşımı nasıl?”
Bu soruya verilen yanıtlar diğerlerine göre daha dengeli bir şekilde dağılmıştı. Katılımcıların %30,2’si iş yerlerinin yaklaşımını “dikkatli ve temkinli” olarak belirtirken %19,3’ü “kayıtsız” olarak işaretledi. %17,9’u “esnek ve adaptif”, %12,3’ü ise “yenilikçi ve risk almaya açık” olarak ifade etti. %20,3’lük bir kesim ise “emin değilim” şıkkını işaretledi.
Bu sonuçlar içerisindeki üçte bire yaklaşan “dikkatli ve temkinli” yanıt oranının iş süreçlerindeki bir durgunluğa işaret ettiğini düşünüyoruz. Girişimciler tarafından yatırım ve değişim yapmaya isteksizlik ya da geleneksel iş yapısından kaynaklanan risk alamayacak denli kırılganlık hali, içinde bulunduğumuz belirsizliğin başat görünümlerinden biri. Yine beşte bir oranındaki “kayıtsızlık” ise kısa vadeli planlamaya dayanan mevcut ekonomik sistemin başka bir izdüşümü. Bu iki yanıtı birlikte ele aldığımızda her iki işletmeden birinin ya temkinli bir durağanlığın ya da kayıtsız bir plansızlığın içinde olduğunu görüyoruz. Yanıtlarda dile gelen bu kayıtsızlık halini, yine beşte birlik bir dilime karşılık gelen “emin değilim” yanıtıyla birleştirdiğimizde; işletmelerin yarısına yakın kesiminin aynı zamanda çalışanların belirsizlik karşısındaki endişelerine de kayıtsız olduğu sonucunu çıkarmak mümkün olabilir.
Toplamda yaklaşık üçte birlik kesime denk gelen esneklik, adaptasyon ve yenilikçiliğe referans veren yanıtlardan yola çıktığımızda ise bazı işletmelerin belirsizlikle başa çıkma konusunda aktif bir çaba içinde olduğunu öne sürebiliriz. Bu işletmelerin Bridge ve Grote gibi araştırmacıların da ele aldıkları belirsizlik durumunu kabul ederek belirsizliğe dair aktif bir strateji geliştirme sürecinde olduklarını var sayabiliriz. Elbette bütün bu verilerin, öncelikle katılımcıların kişisel görüşlerine ve nihayetinde uzmanların yorumlarına dayanan tahminler olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bütün bu değerlendirmeler, yalnızca mevcut belirsizlik tablosunun, belli bir açıdan bir fotoğrafını çekme amacını taşımaktadır.
Bitirirken…
Küresel ekolojik ve ekonomik belirsizlikler, teknolojinin değişen doğası, sermayenin dağılımında yepyeni adaletsizlikleri beraberinde getirirken, aynı zamanda çalışan refahı ve hakları konusunda büyük kayıplara yol açar. Böyle bir güvencesizlik tablosu içerisinde bireyler potansiyellerini gerçekleştirmekten uzaklaşıp daha azına razı olmaya başlarken, iş yapıları da onları daha azına teşvik eder hale gelir. Diğer yandan yaşanan köklü değişimler, tıkanan ekonomik açmazların çözülmesi ve hakim paradigmaların sorgulanmasında yeni kapılar açar. Doğanın ve bireylerin üzerinde yoğun ayak izleri bırakan geleneksel verimsiz iş süreçleri sorgulanırken, yeni teknolojilerle beliren yepyeni olanaklar daha iyi bir tasarımın, sosyal, çevresel ve ekonomik açıdan daha sürdürülebilir bir iş sürecinin fırsatlarını ortaya çıkarır. Elbette yeni iş süreçlerinin yalnızca kısa vadede daha üretken hale getirilmesi, emek ve doğa açısından daha adil olacağı anlamına gelmez. Emek ve doğa, maliyeti sürekli azaltılması gereken üretim faktörlerine indirgendiği sürece, kısa vadeli üretkenlik uzun vadede yepyeni ayak izlerine dönüşecektir. Bu belirsizlik ve güvencesizlik atmosferi, kısa vadede yeni iş olanakları yaratsa da uzun vadede bambaşka sürdürülemezlik durumları ortaya çıkarır.
Günümüzün bitmek bilmeyen kriz ortamında hantal işler sökülüp atılırken çalışanlar açısından yetenek ve nitelik daha fazla ön plana çıkıyor. Geleceğin iş dünyasının, teknolojiye erişimi ve kullanımı konusunda yeterli kaynaklara sahip olanlar için ihtiyaçları daha iyi karşılayabileceği, ancak ihmal edilen ve dezavantajlı gruplar için bu ihtiyaçların tatminini daha da azaltabileceği tartışılmaktadır. Gelecekteki işin, belirsizlik ve karşılıklı bağımlılık gibi özelliklerle karakterize edileceği ve bu durumun, daha adaptif davranışlar gerektireceği üzerinde duruluyor.
Böyle bir tablo içerisinde sosyal politikalar daha fazla önem kazanıyor. İçinde bulunduğumuz belirsizlik atmosferinde işletme ve organizasyonlara olduğu kadar, kamusal politikalarda söz sahibi olan bütün aktörlere önemli görevler düşüyor. Her şeyden önce mevcut sürecin iyi tanımlanarak gezegensel risklerin de söz konusu olduğu istisnai bir geçiş döneminde olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Bu geçiş sürecini en adil şekilde gerçekleştirebilmek için konunun demokratik çerçevede tartışılabileceği mekanizmaları oluşturmak hayati önemde. Böylece bu dönüşüm sürecinde dezavantajlı kesimlerin risklerini minimize edebileceğimiz, hem bireylerin hem de teknolojinin potansiyellerini hayata geçirebileceğimiz sosyal ve adil çözümler bulmak mümkün olabilir. En azından bunun olanaklarını araştırmak ve bunu umut etmek zorundayız; çünkü artık başka bir seçeneğimiz kalmamış olabilir.
Referanslar
Bridge, S. M. (2014). The entrepreneurial view of the future: A framework for organizational strategy. Academy of Management Journal, 57(2), 491-515.
Grote, G. (2010). Uncertainty management in new product development: An investigation of antecedent and moderating effects on team performance. Journal of Product Innovation Management, 27(2), 242-257.