


Okuma Süresi: 9 dakikadır..
Lise 1’de ilk yapay zeka programını yazan, Dünya Üstün Zekalılar Kulübü Mensa üyesi Murat Cebeci, aynı zamanda ÜZE (Üstün Zekalılar Enstitüsü)’nin de kurucusuydu.
Bugün ise, yaratıcılık alanında önemli çalışmaları olan ve üstün yetenekliler eğitiminin dünya çapındaki kurucularından biri olan Dr. Joseph Renzulli ile birlikte çalışarak; “Renzulli Learning” sistemiyle tüm dünya çocuklarının daha iyi bir eğitim alması için çalışıyor. Aynı zamanda sistemdeki Cebeci Test of Creativity’nin de yaratıcısı.
Kendisiyle “eğitimi”, bugünü ve yarınları konuştuk.
(Röportajın bir önceki bölümünü okumak için: "Sıfırıncı" Madde = Yaratıcılık)
Yapay zeka ve gelişimine dair neler söylemek istersiniz?
Çok havada kalan bir kavram yapay zeka. Ben lise 1’de yazdım ilk yapay zeka programımı. Mastermind diye bir oyun vardı… O oyun için herkesi yenebilecek bir program yazmıştım. Kendi yazdığım program, ben dahil tüm insan kullanıcıları ezip geçiyordu. O programı yazdıktan sonra oyunla ilgili tüm hevesimi kaybetmiştim.
Aslında yapay zeka deyince, bu anlamda sınırlı sistemler içinde kalıp, kurallar tabanında sizi yenen bir zekadan bahsediyorduk. 1997’de satrançta artık hiçbir insanın bilgisayarı yenemediğini gördük. Ama aslında ortada çok da ciddi bir yanılgı var o zamanlara dair. Orada Deep Blue bilgisayarı değildi dünya satranç şampiyonu Kasparov’u yenen.
Deep Blue’nun arkasında 6 tane bilgisayar programcısı var. Yani aslında, “6 tane bilgisayar programcısı, bilgisayarı kullanarak, dünya satranç şampiyonunu yenecek bir program yazabilir mi?” sorusunun cevabı “evet”miş. Bunu gördük.
Çünkü bu programcılar oturup satır satır bu programı yazdılar. Örneğin aynı programa “dama öğren” dediğinizde sıfırdan yazmanız gerekiyordu. Bu bağlamda, “öğrenme” bambaşka bir şey.
Şu anda yapay zeka alanında öğrenmeyi gözlemlediğimiz bir dönemi yaşıyoruz, değil mi?
Gerçek yapay zeka, öğrenebilen bir sistem.
Ben üniversitede nükleer enerji mühendisliği okurken, Terminatör 2 filmi çıktı. Bir de yapay zeka ile uğraşıyordum tabii. İlk, kendi çapında, ticari yapay zeka programını yapıp satmış biri olarak; kabus görmeye başladım.
Çünkü nükleer okuyorum ve yapay zeka çalışmak istiyorum… Filmde de dünyanın sonunu yapay zeka ve nükleer getiriyor. Uyuyamadım, “dünyanın sonunu getirecek insanların biri ben miyim?” diye… Egoya bakın…Sonra geçti bu tabii.
Ama sonra ne zaman tekrardan kabus görmeye başladım?
7 Türk'ün de içinde olduğu, Londra tabanlı bir şirket var: Deepmind. İşte onlar tarafından keşfedilen, sadece ekranı seyrederek öğrenen bir yapay zekayı gördüğümde, yeniden uykularım kaçtı. İnsan beynini taklit eden bir yapı bu… Deep learning, bunun algoritmalarını yapıyor; yapay sinir ağları…
Mesela bir oyunu öğrenecek yapay zeka... Herhangi birisi bir program yazmıyor. Yapay zeka sadece ekranı seyrediyor. İlk başta hiçbir şey bilmiyor oyuna dair, yaklaşık 2 saat oyun oynuyor mesela, klavyeyi veriyorsunuz, ortama bırakıyorsunuz onu. Sağa sola deneme yaparak öğrenmeye başlıyor. Başta berbat oynuyor, hiç puan kazanmıyor. 2 saat içinde ortalama insan seviyesine geliyor, 4 saat içinde de hiçbir insanın yapamayacağı şeyleri yapar hale geliyor.
Ve bu artık eskidi tabii.
Şu anda 3 saniyeye indiriyorlar bu süreyi. Dahası, şimdi şöyle bir şey gerçekleşiyor; dünya go şampiyonunu yenen bir yazılım yaptınız diyelim ki… Bu algoritmayı oynayabilen bir yapay zeka var artık; bu, alfa go.
Bir de alfa zero yapıyorlar; hiçbir şey bilmiyor oyuna dair. Alfa go ve alfa zero, sıfırdan oynamaya başlıyorlar. Çok kısa sürede; alfa zero, alfa go’yu ciddi şekilde yenmeye başlıyor.
Bakın siz hiçbir şey öğretmediniz… Sadece alfa go ile iletişime geçerek öğrendi. İşte tehlikeli olabilecek olan, bu. Ve insanların üzerlerine geldiğinin farkında olmadıkları şey de bu.
Yakın gelecekte tüm bu değişimlerle birlikte yeni versiyon bir insan mı ortaya çıkacak o halde?
Bu çok uzun bir konu olur; insan nedir onu konuşmak lazım önce. Bir kere gelecekteki insanların, günümüz insanlarından kavramsal farklıları olacak.
Yapay zekanın ve sanal gerçekliğin birleşmesiyle; konum, önemini tamamen yitirecek. Mesela ben Türkiye’de yaşıyorum ama Amerika’da çalışıyorum. Hatta Amerika’da da çalışmıyorum; ben bulut’ta çalışıyorum…
Artırılmış gerçeklikle diğer insanları 3 boyutlu olarak görmeye başladığımda ve bu doğal hale geldiğinde işler daha da değişecek. Örneğin Bakırköy'de oturan bir kişi; iyi bir yabancı dil öğrenmekle veya yapay zekanın dil bariyerlerini daha da aşağı çekmesiyle, herhangi bir alanda, kendi ilgi alanını paylaşan tüm dünyadan insanlarla sanal ortamda paylaşım yapabilecek.
Çocuk, Bakırköy’de yaşayacak, ama çalıştığı şirket Los Angeles’ta, müşteriler de Tokyo’da olacak mesela. Bu anlamda alışkın olduğumuzdan tamamen kopuk bir hayat olacak.
Burada değişime adaptasyon önemli bir kavram olacak herhalde?
Yeni nesil her şeye kolay adapte olur. Önemli olan sistemlerin adapte olması. Kaldı ki, bu noktada sistemin uyum sağlayıp sağlamaması da çocukları ilgilendirmeyecektir.
Şu an Google'da, Apple’da, Facebook’ta, Tesla’da üniversite mezunu, hatta lise mezunu bile olmayıp, çok yüksek maaşla yönetici olarak işe başlayan insanlar var.
Gelecekte eğitim de çok demokratikleşecek bu anlamda. Mesela şu an Van’ın Çatak ilçesinde interneti yeterince hızlı olan bir insanın, hele dil biliyorsa, sınırsız öğrenme kapasitesi var. Harvard, MIT gibi üniversitelerin neredeyse tüm dersleri video olarak internette var.
Mesela fizik bölümündeki derslerin neredeyse tamamını alabilirsiniz… Bunu yapan gruplar var; yani sen Van'da tek başına değilsin, Singapur’dan, Brezilya’dan veya Avrupa’dan başkaları var. Hep beraber bir topluluk kuruluyor. Bu topluluk o dersi düzenli takip diyor… Ekstra para ödüyorsunuz, biri de sizi değerlendiriyor ve sertifika veriyor. Bu anlamda, bilgiye ulaşım çok artacak.
Eğitim tamamen video ile ve yaparak, görerek öğrenmeye dönecek… Hatta döndü bile. Şu anda dünyadaki en büyük eğitim sistemi Youtube. Bir de bunun interaktif olanını düşünün…
Mesela şöyle bir ortam düşünelim… Felsefe dersi almak istiyor çocuklar ve sanal gerçeklik gözlüklerini takıyorlar. İstedikleri bir ortamda yapabilirler dersi, Mars'ta da olabilir… Her çocuk farklı bir ortamda görebilir kendini. Derste yapay zeka Aristoteles var; Aristoteles’in bütün eserlerini biliyor, mimiklerini ve sesini birebir taklit ediyor. Türkçe olarak Aristoteles’in bir simülatörü gibi ve ona istediğiniz gibi soru sorabilirsiniz. Hatta onunla ortak proje yapabilirsiniz…
Bu anlamda sanal ustalar olacak.
Peki son olarak tavsiyeleriniz nedir?
Şu anda insanların yapabileceği en iyi şey; mümkün olduğu kadar gözlerini açıp, “dünya nereye gidiyor”, onu görmek…
Öğrenmek istediğiniz bir şey varsa, Youtube’tan veya internetten öğrenip, ondan sonra o alanda ürünler oluşturabilirsiniz.
Buna teşvik edin kendinizi. Gerçek bir ürün ürettiğiniz zaman, bunun bir değeri var. Dünyanın farklı yerlerinde bunun değerini bilen insanlar mutlaka olacaktır. Ve artık buna erişiminiz var.