


Sosyal girişimcilik hızla büyüyor ve birçok sektörden artan bir ilgi görüyor; sayısız sosyal girişim projesi, ödülü ve organizasyonu görmek mümkün. Öğrenciler arasındaki “sosyal girişimciliğin” popülerliği, sadece üniversitelerde değil; ilköğretim yaşlarına kadar iniyor.
Sosyal girişimciliğin revaçta olmasının sebeplerini görmek zor değil. Ekonomi, ahlak, sağlık ve fırsat eşitliği gibi birçok konuda çeşitli krizlerle mücadele ettiğimiz bu yıllarda; dünyanın her yerinde, sayısız konuda “sosyal fayda” açığı var.
Sosyal girişimciler ise; böyle bir dünyada buldukları parlak fikirlerle ve her şeye rağmen insanların hayatlarını iyileştiren hizmetler ve yeni ürünler yaratmayı başarmaları ile ön plana çıkıyorlar.
Sosyal girişimcilik, sosyal değişimi yönlendirme zorunluluğunun sinyalini vermesi açısından çok önemli.
Girişimcilikle Başlamak
Toronto Üniversitesi'ndeki Rotman School of Management'ın eski Dekanı Roger L. Martin ve Skoll Vakfı’nın başkanı Sally Osberg, “Sosyal Girişimcilik” ile ilgili yazdıkları yazıda, öncelikle girişimcilikle başlayarak; sosyal girişimciliğe doğru tanımlar getirilebileceğini söylüyorlar.
Girişimcilik; yeni bir şey yaratmak için, sıra dışı bir düşünceyi benzersiz bir kararlılıkla birleştirerek, fırsatları algılamak ve harekete geçmek için özel bir yeteneği ifade eder. Öte yandan, girişimcilik bir “ex-post” terimdir; yani girişimcilik faaliyetlerinin gerçek etkilerinin ortaya çıkması için belirli bir süre geçmesi gerekir.
İlginç bir şekilde, bir girişimcinin; fırsatı sezme, sıra dışı düşünme ve kararlılık gibi kişisel özelliklerini sergileyen, ancak girişiminde ciddi anlamda başarısız olan birine girişimci demiyoruz; yaptığı şeye "işi batırmak" diyoruz. Red Hat Software ile ün kazanan Bob Young gibi biri bile ancak ilk başarısından sonra "seri girişimci" olarak adlandırılır. Yani, önceki başarısızlıklarının tümü, yalnızca ilk başarısı gerçekleştikten sonra bir “seri girişimcinin işi” olarak adlandırılır.
Bir girişimci kesinlikle girişimci olduğunu iddia edebilir, ancak en az bir kez "parlak bir başarı" ortaya koymadan yatırımcıları ikna etmekte zorlanacaktır. “Girişimcilik” kavramını sosyal girişimcilik terimi için tahsis ederken; aslında girişimcilikten kastettiğimiz şeyle biraz cebelleşmek gerekiyor. Girişimcilik neyle tanımlanabilir? Sadece fırsata karşı uyanık olmakla mı? Yaratıcılıkla mı? Azimle mi? Bunlar ve diğer davranışsal özellikler, hikayenin bir parçası olsa da ve potansiyel yatırımcılar için kesinlikle önemli ipuçları sağlasa da; hikayenin tamamı bunlar değil tabii ki. Bu tür tanımlayıcılar mucitleri, sanatçıları, şirket yöneticilerini ve diğer toplumsal aktörleri tanımlamak için de kullanılır...
Girişimciliğin Geçmişi
Çoğu girişimcilik öğrencisi gibi, 19. yüzyılın başlarında girişimciyi "ekonomik kaynakları daha düşük bir alandan daha yüksek üretkenlik ve daha fazla verim sağlayan bir alana kaydıran" biri olarak tanımlayan Fransız ekonomist Jean-Baptiste Say ile başlayalım.
Bir asır sonra Avusturyalı iktisatçı Joseph Schumpeter, bu temel değer yaratma kavramı üzerine ek açılımlar getirerek, girişimcilik hakkında tartışmasız en etkili fikirlerden birini ortaya çıkardı. Schumpeter, girişimcide ekonomik ilerlemeyi sağlamak için gereken gücü tanımladı. Schumpeter'e göre, aksi takdirde ekonomiler durağan ve yapısal olarak hareketsiz hale gelir ve çürümeye maruz kalırlardı.
Başarılı girişimciliğin; diğer girişimcileri, inovasyonu yinelemeye ve nihayetinde "yaratıcı yıkım" noktasına kadar yaymaya teşvik ederek, bir zincirleme reaksiyon başlattığını savundu. Böylece yeni girişim ve tüm ilgili girişimler, mevcut ürünleri ve iş modelleri, “modası geçmiş” hale getirecektir.
Schumpeter'in analizi, girişimcinin rolüne "hem yıkıcı hem de üretken" olan paradoksal bir etki atfederek, girişimciliği bir sistem içinde temellendirir. Schumpeter, girişimciyi daha büyük bir ekonomin değişim temsilcisi olarak görüyor.
Sosyal Girişimciliğe Geçiş
Eğer bunlar girişimciliğin temel bileşenleriyse, sosyal girişimciliği kar amacı güden girişimcilikten ayıran nedir?
İki grup girişimciyi birbirinden neyin ayırdığını anlamak için, farkın basitçe onları motive eden sebeplere indirgenebileceği fikrini ortadan kaldırmak gerekir. Yani “girişimciler parayla teşvik edilir; sosyal girişimciler ise diğergamlıkla yönlendirilir”. açıklaması yetersizdir. Gerçek şu ki, girişimciler nadiren finansal kazanç beklentisiyle motive olurlar; çünkü çok para kazanma ihtimalleri açıkça onların aleyhinedir.
Bunun yerine, hem girişimci hem de sosyal girişimci, belirledikleri fırsat tarafından güçlü bir şekilde motive edilir, bu vizyonu amansızca takip eder ve fikirlerini gerçekleştirme sürecinden önemli miktarda "maddi olmayan" ödüller alır. İster bir pazarda, ister kar amacı gütmeyen bir bağlamda faaliyet göstersinler; çoğu girişimci, girişimlerine akıttıkları zaman, risk, çaba ve sermayenin karşılığını hiçbir zaman tam olarak alamazlar.
Girişimcilik ve sosyal girişimcilik arasındaki kritik ayrım, değer önermesinin kendisinde yatar. Girişimci için değer önerisi, yeni ürün veya hizmeti rahatça karşılayabilecek pazarlara hizmet etmek için düzenlenir ve böylece finansal kar yaratmak için tasarlanır. Başlangıçtan itibaren beklenti, girişimcinin ve yatırımcılarının bazı kişisel finansal kazançlar elde etmesidir. Herhangi bir girişimin sürdürülebilirliği, büyük ölçekli pazarda benimsenmesi ve nihayetinde yeni bir denge yaratabilmesi için kâr, olmazsa olmazdır.
Bunun yerine sosyal girişimci; ya toplumun önemli bir kesimine ya da genel olarak topluma tahakkuk eden büyük ölçekli, dönüşümsel fayda biçimindeki değeri hedefler. İnovasyon için ödeme yapabilen ve hatta yatırımcılar için önemli bir avantaj sağlayabilen bir piyasayı varsayan girişimcilik değer önermesinin aksine; sosyal girişimcinin değer önermesi, bu dönüştürücü faydayı kendi kendine elde etmek için gereken finansal araçlardan veya siyasi nüfuzdan yoksun olan, yetersiz hizmet alan, ihmal edilen veya dezavantajlı bir nüfusu hedefler.
Öte yandan bu, sosyal girişimcilerin “bir kural olarak” kâr getiren değer önermelerinden kaçındıkları anlamına gelmez. Sosyal girişimciler tarafından yaratılan girişimler kesinlikle gelir getirebilir ve kar amacı gütmeyen veya kar amaçlı olarak organize edilebilirler. Sosyal girişimciliği ayırt eden şey, Duke Üniversitesi profesörü Greg Dees'in "misyonla ilgili etki" arayışı olarak nitelendirdiği sosyal fayda önceliğidir.
Roger L. Martin ve Sally Osberg, sosyal girişimciliği üç bileşene sahip olarak tanımlıyor:
(1) Herhangi bir dönüştürücü fayda elde etmek için mali araçlardan veya siyasi nüfuzdan yoksun bir kesimin dışlanmasına, marjinalleştirilmesine veya acı çekmesine neden olan istikrarlı ancak doğası gereği adaletsiz bir denge unsurunu belirlemek
(2) Bu adaletsiz dengede bir fırsat belirlemek, bir toplumsal değer önermesi geliştirmek ve ilhamı, yaratıcılığı, "direkt eylemi", cesareti ve metaneti hayata geçirmek, böylece bu istikrarlı adaletsizlik durumunun hegemonyasına meydan okumak
(3) Hapsedilmiş potansiyeli açığa çıkaran veya hedef grubun sorunlarını hafifleten yeni, istikrarlı bir denge oluşturmak ve yeni denge etrafında istikrarlı bir ekosistem yaratarak, hedef grup ve hatta genel olarak toplum için daha iyi bir gelecek sağlamak
Türkiye’de Sosyal Girişimcilik
Türkiye’de sosyal girişimler için mevzuatla belirlenmiş ayrı bir yasal statü bulunmuyor. Sosyal girişimler yasal statü olarak ihtiyaçları doğrultusunda kooperatif, limited şirket, vakıf, dernek, şahıs işletmesi veya adi ortaklık seçeneklerinden bir ya da birkaçını tercih edebilirler.
Destekleyici platformlar
Sosyal girişimcilik ekosisteminde sosyal girişimciler dışında aracı kuruluşlar (kuluçka merkezi, hızlandırıcı platformlar, ortak çalışma alanları ve ödül programları), üniversiteler, araştırma kuruluşları, yerel yönetimler ve fon sağlayıcılar yer alıyor.
Finansal ve finansal olmayan (hızlandırma programları, eğitim, mentorluk desteği) yöntemlerle sosyal girişimleri destekleyen bu platformlara globalden ve Türkiye’den örnekler olarak aşağıdakiler verilebilir:
. Dünyada: Acumen Fonu, Ashoka, Draper Richards Vakfı, Echoing Green, Institute for Social Entrepreneurs, i-Genius New Profit, Omidyar Network, OpenIdeo, Schwab Vakfı ve Skoll Vakfı.
. Türkiye’de: Accelerate2030, Ashoka Türkiye, Impact Hub İstanbul, imece, İstasyon TEDÜ, KUSIF, Mikado, PwC Sosyal Etki Laboratuvarı, Sabancı Vakfı, SDG Impact Accelerator, SOGLA ve Sosyal İnovasyon Merkezi.
Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KUSİF) Yönetici Direktörü Dr. Gonca Ongan, Türkiye’deki sosyal girişimcilikle ilgili tespitlerini şöyle dile getiriyor:
“Sosyal girişimcilik her ülkenin kendi kültürel, sosyal, ekonomik yapısına göre farklı gelişim sağlıyor. Bu nedenle girişimcilik ekosisteminin baskın olduğu İngiltere’de daha çok girişimcilik dürtüleri ile başlayan ve büyüyen sosyal girişimcilik, İtalya’da daha sivil toplum ve kooperatifçilik üzerinden hayat buluyor, yaygınlaşıyor ve farklı şekillere bürünüyor.
Türkiye’de sosyal girişimcilik ilk olarak sivil toplum alanında filizlendi, sahiplenildi ve girişimcilik ekosistemine hızla geçiş yaptı. Bu nedenle uzun zaman sosyal girişimcinin para kazanması ayıpmış gibi düşünüldü. Halbuki, kar odaklı olmadan da bir sosyal girişimin kendisini sürdürmek için gelir elde etmesi çok önemli. Türkiye’de farklı ve etkili örnek sosyal girişimler çoğaldıkça sosyal girişimcilik daha iyi anlaşılıyor. Başka bir şekilde de iş yapmanın mümkün olduğu görülüyor. Türkiye kendi sosyal girişimcilik örneklerini yaratıyor, hibrid modeller oluşuyor. Ekosistem de hızla gelişiyor, destek veren kurumların ve sosyal girişimlerin sayısı katlanıyor. İstanbul ve Ankara’da gelişen ekosistemi, İzmir, Bursa takip ediyor.
Eğer sosyal girişimlere ürün ve hizmetlerini satacak yeterli pazar erişimi sağlanırsa sosyal girişimlerin büyük bir kısmı kendilerini ekonomik olarak sürdürebilecekler. Bu nedenle sosyal girişimlerin ekonomik sürdürülebilirliğini sağlaması için, pazara erişim gücü ve ölçeklenme açısından özel sektör-sosyal girişim işbirliği daha da önem kazanıyor. Sosyal girişimcilerin pazara erişimini kolaylaştıran bir güzel örnek, kendisi de bir sosyal girişim olan Good4Trust.”
Kaynaklar: Sosyal girişimciliğin önündeki 4 temel sorun - Dünya Gazetesi