


Okuma Süresi: 4 dakika
Cloud teknolojisine neden cloud adı verildiğini hiç düşündünüz mü?
Cloud kelimesinin etimolojisine baktığımızda Cloud (Bulut) teriminin kökeninin, bir tepe ya da taş gövdesi anlamına gelen eski İngilizce kelimeler olan “clud” ya da “clod”dan geldiğini görürüz. 13. yüzyılın başında, bu kelime, eşyaların gövdesi ile kümülüs yığın bulutları arasındaki benzerlikten dolayı yağmur bulutları için bir metafor olarak kullanılmaya başlanır. Zamanla, bu kelimenin mecazi kullanımı, büyük ölçüde bulutlar için gerçek bir terim olan eski İngilizce Weolcan'ın yerini alır. Bu bilgiler ışığında, bugün “Cloud” olarak adlandırdığımız servisin, adını “yığın” kelimesinden aldığını söylemek yanlış olmaz.
Bilgisayarlar hayatın kaçınılmaz bir parçası haline geldi. Artık bilgisayar olmadan herhangi bir işlemi yapabileceğimizi hayal etmek bile zor. Günlük yaşamımızda bilgisayar kullanımı arttıkça, bilgi işlem kaynaklarına olan ihtiyaç da artmakta. Google ve Microsoft gibi şirketler için bu bilgi işlem kaynaklarını ihtiyaç duydukları zamanda satın almak bir sorun değil. Ancak daha küçük işletmeler söz konusu olduğunda, satın alınabilirlik önemli bir faktör. Altyapıyı geliştirdikçe makine arızaları, sabit disk çökmeleri, yazılım hataları vb. gibi sorunların artması beklenebilir. Bulut Bilişim bu duruma bir çözüm sunar. Bulut bilişim, bilişimin kişisel bilgisayarlardan ve hatta bireysel kurumsal uygulama sunucusundan bilgisayarların bir 'bulutuna' taşındığı bir paradigma değişimidir.
Bulut, bu sayede günümüzde işletmelerin verilerini tutmak için tonlarca bilgi sunucusu satın almadan verileri tutmaları için yaygın bir yol. 2017 Rightscale bulut araştırmasına göre, ankete katılan şirketlerin %95'i bulut teknolojisini bir şekilde kullanıyordu. Şirketler, iş yüklerinin %79'unu bulutta çalıştırıyordu. 2020’de yapılan araştırmalarda ise, artık şirketler bulut kullanıyor mu yerine, şirketler hangi strateji ile bulut kullanıyor soruları yer aldı. Pandeminin de etkisi ile bulut teknolojisine geçiş ve dijital dönüşüm arttı. Bu geçişin nedenlerini anlamak zor değil. Bulut teknolojisi işletmeler için tercih edilebilir bir hal alıyor, çünkü çalışanlara nerede ve ne zaman çalışacakları konusunda esneklik sağlıyor, saha dışına çıkan personel ile işbirliğini artırıyor ve şirketlerin bütçesini değiştirmesine izin veriyor.
Geçen yılki büyük bulut tahmini basitti: bulut bilişim o kadar yaygın hale gelecekti ki -basitçe bir bilgi işlem biçimi- insanlar ona "bulut" demeyi bile bırakacaktı. Bulut artık birçok yönden çevremizde, bu yüzden bu tahminin büyük bir kısmı gerçek oldu. Ama biz hala ona "bulut" diyoruz, bu yüzden hala geçirmemiz gereken biraz daha değişim var. (McKendrick, J., Aralık 2014)
Bulut bilişimin bu denli yaygın hale gelmesinin bizi hızlandırdığını biliyoruz. Bilgilerimiz mekan bağımsız olurken biz de artık mekan bağımsız çalışabiliyor, daha ekonomik bilgi işlem çözümleri bulabiliyoruz. Birbirine değmeyen ağaç kökleri gibi, bulut tek bir gövdeden birer servis olarak her bir kuruluşa ayrı ayrı ulaşıyor. Ve her birimiz aslında bu sayede, tüm bilgilerimizi tek bir “yığın” bünyesinde topluyoruz. Bir başka metafor ise, birbiri ile henüz bağlanmamış bilgilerle dolu bir insan beyni olabilirdi. Peki bu bilgilerin arasındaki bağlantıları kurabilsek nasıl olurdu?
David Amerland'ın söylediği gibi, bulut bilişimin etkisi önemli ve yıkıcıdır, ancak iyi bir şekilde: (Jennings, R., Eylül 2013)
Her bir insan zihni büyük miktarda bilgi depoluyor ve gün içinde milyonlarca karar alıyor, bir işlemci gibi çalışıyor. Farklı disiplinlerden, farklı uzmanlıktan insanlar cloud teknolojisi sayesinde farklı lokasyon ve zaman dilimlerinden bir araya gelip ortak projeler üzerinde çalışabiliyor. Önümüzdeki bu lokasyon ve zaman bariyerinin de kalkması ile, daha çok kültürlü ve evrensel projeler üzerinde çalışabilir miyiz?
Bizler de Cloud sayesinde insanlık olarak birbirimize bağlanabilir miyiz?