


Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali
Ege kıyısında küçük ve yavaş bir kasaba... Yerel halkın katkısıyla, tamamen dayanışmayla örülen uluslararası bir belgesel festivali... Farklı kültürlerin kök salarak zenginleştirdiği Bozcaada'da onuncu defa düzenlenen bu festivalin sloganı "Can yelekleri koltukların altında değildir" idi, teması ise savunucuları savunmaktı. Talentra olarak böylesine değerli bir festivali desteklemek bizim için mutluluk vericiydi.
Öğrenci filmlerinden uluslararası filmlere dek birçok gösterimin yapıldığı, salonların dolup taştığı, katılımcıların, yerel, küçük ve yavaş bir kasaba olan Bozcaada'yı ziyaret etme fırsatı bulduğu festivalde Talentra ekibi olarak biz de bir söyleşi gerçekleştirerek, doğadan ilham alan yeni iş modellerinin toplumsal dönüşüme nasıl katkılar sunabileceğini tartışma fırsatı bulduk. Böylece, festivalin temasıyla örtüşen Talentra'nın özgün fikirlerini ve perspektifini dile getirmiş olduk.
İklim krizinin derinleştiği, gezegenimizin geleceğine dair kaygıların hat sahaya ulaştığı günümüzde, ekoloji temasını ortaya koyarak çok önemli bir farkındalık yaratan, yerel ama aynı zamanda uluslararası olan, tamamen dayanışmayla örülen bu festivalin sürdürülebilirliğine katkıda bulunduğumuz için mutluyuz.
Yaşanabilir bir gezegeni hep birlikte yaratmayı dileyerek festivaldeki söyleşimizde ele aldığımız konuları dikkatinize sunmak istiyoruz.
Modeller: Filizlenmeyi Bekleyen Sabırlı Tomurcuklar
Işınlanma kavramı, bilim kurgu öykülerinin popüler temalarından biridir. Genellikle, bir nesnenin bir yerden başka bir yere zaman farkı olmaksızın taşınması anlamına gelir. Ancak bu tür bir ışınlanma, modern fizikte henüz gerçekçi bir olasılık değil.
Peki neden belli bir kütleye sahip olan maddeyi transfer etmemiz gereksin ki? Bunun yerine çok daha hafif olan maddenin bilgisini transfer edemez miyiz? Bu bilgiyle o nesneyi orada yeniden yaratmak, çok daha iyi bir strateji olurdu. Örneğin neredeyse hareketsiz olarak algıladığımız çiçekli bitkiler, bir yerden başka yere gitmeye çalışmak yerine, tozlaşma aracılığıyla genetik bilgilerini aktarırlar ve o yerde kendilerini yeniden yaratırlar. Günümüzde internet teknolojisi sayesinde bilgiyi aktarmak çok kolay hale gelmiştir, üstelik 3D yazıcılarla, bu bilgiyi işleyerek gerçek ürünlere dönüştürmek de artık mümkün. Zira gerekli hammaddeler birçok yerde mevcut; önemli olan bu hammaddeleri doğru bir şekilde bir araya getirmek.
Modeller, gidemediğimiz yerlere gidebilen, bizlerin aksine aynı anda birçok yerde var olabilen bilgi paketçikleridir. Model yaklaşımı, aynı anda hem küçük hem büyük olabilmenin, hem yavaş hem hızlı olabilmenin bir yoludur ve bizlere, bugün tam da ihtiyaç duyduğumuz bir alet çantası sunar.
Bugün, mevcut ekonomik sistemin sürdürülebilirliği ve gezegenin geleceği konusunda pek çoğumuz haklı olarak umutsuzuz. Ancak, kapitalist sistemin feodal sistemin içindeki küçük boşluklarda gelişen, filizlenen ve uygun şartlar oluştuğunda egemen hale gelen, küçük bir model olduğunu unutuyor gibiyiz. Neden şimdiki sistemin boşluklarında gelişen küçük modeller de geleceği şekillendirmesin? Dünyanın birçok yerindeki minik tomurcuklar yeşermeyi bekliyor olabilir. Onların güneşini kesen uzunlukların ortadan kalkması yeterli olacaktır.
Doğadan İlham Alarak Modeller Tasarlamak
Doğa, milyonlarca yıllık deneme yanılma sürecinin sonunda optimum verime sahip döngüsel ve sürdürülebilir sistemler oluşturmayı başarmıştır. Bu sistemleri gözlemleyerek modern yaşamın içinde bulunduğu çıkmazlara dair alternatif çözümler geliştirip modeller oluşturabiliriz.
Japonya'da Shinkansen olarak bilinen hızlı trenin tasarımı, alternatif modeller oluşturulmasında doğadan ilham almaya dair etkili bir örnek sunar. Eiji Nakatsu, trenin tünel çıkışında oluşan ses sorununa çözüm üretmek için kuşların aerodinamik yapılarından ilham almıştı. Özellikle kralmartının hava ile su arasındaki geçişi sırasında gösterdiği mükemmel aerodinamik özellikler, trenin tasarımında önemli bir ilham kaynağı oldu ve bu sayede ses sorunu minimize edildi.
Doğal ekosistemler, her canlının farklı bir işlev gördüğü ve birlikte çalışarak ekosistemin sağlığını koruduğu harikulade modeller sunar. Arı kolonileri, hızlı adaptasyon yetenekleriyle, bir ekosistem içinde nasıl etkili bir şekilde çalışabileceğimizi öğretir. Merkezsiz yapıları, esneklikleri ve hızlı tepki verme kabiliyetleri, modern iş dünyasında sinerji yaratmak için nasıl birlikte çalışılması gerektiğine dair ipuçları sunabilir. Kökler ve mantarlar ise doğanın kendi internetini oluşturur gibi, bilginin akışında ve iş birliğinde oldukça etkilidir.
Doğadan aldığımız ilham, enerji üretimi ve tasarrufunda da devrim yaratabilir. Örneğin, fotosentez sürecini inceleyerek güneş enerjisinin daha verimli kullanılmasına yönelik yenilikler geliştirmek teorik olarak mümkün. Aynı şekilde, bitkilerin su kullanımı ve toprağa bağlanma mekanizmaları, kentsel alanlarda sürdürülebilirlik için bize rehber olabilir. Mimari alanda da doğanın tasarımları bize yol gösterir. Termit yuvalarının sıcaklık ve nem dengesini koruma şekli, enerji tasarruflu binaların tasarımında örnek alınabilir. Aynı şekilde, ağaçların rüzgârla etkileşimini inceleyerek daha dayanıklı yapılar inşa edebiliriz.
Doğayı gözlemlemek, doğadan ilham almak ve bu yolla doğayla uyumlu yaşamak artık hayati önemde. Çünkü gidecek başka bir gezegenimiz yok. Biomimetik üzerine çalışan Janine M. Benyus'un ifade ettiği gibi, doğal dengelerin bozulduğu bir ekosistemde hâlâ fosil yakıtlar yakıyor olmak, evde kapalı camların içinde mobilyaları tutuşturmaya benziyor.
Talentra'nın Ekosistemi
Talentra, uzun süredir var olan iş modelinin aslında bir ekosisteme benzediğini fark ederek bu iş modelini, biyomimetik ilkelerine dayanarak geliştirmeye başladı.
Geçtiğimiz Şubat ayında Türkiye'de yaşanan büyük deprem Talentra için de bir dönüm noktası oldu. Depremin ardından yaşanan dayanışma seferberliğine Talentra çalışanları ve danışmanlarının da büyük bir özveriyle dahil olması, kurulan yapının yalnızca bir iş ilişkisinden öte, organik bir bağ olduğunu göstermiş oldu. Bu organik işleyiş sayesinde deprem sürecinde çok hızlı aksiyon alınarak dayanışma faaliyetleri etkili ve organize bir şekilde yürütüldü.
Doğanın işleyişini gözlemlediğimizde, kriz anlarında, ekosistemlerin sahip olduğu çeşitlilik sayesinde dayanıklılık gösterebildiğini ya da köklü değişikliklere çok daha kolay adapte olabildiğini fark ederiz. Örneğin çeşitliliği tahrip edilmiş monokültüre dayalı tarımsal üretim alanları büyük bir kırılganlık gösterir. Genellikle yalnızca tek amaç için bir araya gelmiş olan, ilkelerden ve değerlerden yoksun iş ilişkilerini bu monokültür tarlalara benzetebiliriz. Aksine, tıpkı Talentra örneğinde olduğu gibi, birbirine yaşamsal değerler ve bağlarla bağlanmış kolektif iş pratikleri, doğadaki ekosistemlerin işleyişini taklit ederler. Böyle ortaklaşımlar, ekonomik açıdan işler kötüye gitse bile, ortak değerler ve organik yaşamsal bağlar üstünde kenetlenerek yepyeni çözümlere yönelebilirler. Başka bir deyişle organik bir ağ şeklinde örülen iş ilişkileri, kriz anlarında kırılganlık yerine dayanıklılık gösterirler.
Yeni bir Ekonomik Model
Sosyal değerlerin ve ekolojik sürdürülebilirliğin gözetileceği yeni bir ekonomik modelin nasıl işleyebileceğini düşünmek zorundayız. Mevcut ekonomik sistem, kaynakları tükenene kadar kullanmayı ve ne pahasına olursa olsun sınırsız bir büyüme arayışını teşvik eder. Tüketim kültürünü de libertaryan paternalizm benzeri yöntemlerle, kararların sorumluluğunu bireylere yükleyerek destekler. Bireyler, kararlarını kendi başlarına ve özgürce aldıkları algısına kapılarak mevcut sistemin destekleyicisi durumuna düşerler. Mevcut ekonomik paradigma, insanlarda aslında doğal olarak var olan bir dürtüyü pompalayarak onları daha fazla tüketmeye, daha fazlasına sahip olmayı arzulamaya yönlendirmeyi başarmıştır. Bu özellikle sanayi devriminden sonra hızlanarak, son yüzyılda doğanın milyonlarca yıllık rezervlerinden elde edilen petrolün de yaygın kullanımıyla doruğa ulaşmıştır.
Mevcut ekonomik sistemin vadettiğinin dışında, tüketimin yerine dayanışmayı, rekabetin yerine işbirliğini önceliklendiren bir model oluşturmak, üstelik bu modeli kıran kırana bir rekabetin olduğu iş piyasası içinde hayata geçirmek zor olduğu kadar ayartıcıdır da. Çünkü böylesine bir model, bir kez başarılı olduktan sonra, içinde bulunduğu atmosferi değiştirme etkisine sahip olacak ve hakim ideolojinin yönlendirdiği arzuların yerine yaratım ve kendini gerçekleştirmeye dönük bambaşka arzuların ortaya çıkmasına katkıda bulunacaktır. Kârını, doğa ve emek maliyetlerini sürekli ucuzlatmaya çalışarak artırmak isteyen bir sistemin karşısında, doğa ve emek faktörleriyle sürdürülebilir simbiyotik ilişki kuran bir sistem, toplumun gücünü de arkasına alarak rekabet koşullarına direnç gösterebilecektir.
Ekonomik başarının, sadece kâr marjları veya büyüme oranlarıyla değil, aynı zamanda toplulukların refahı, ekosistemlerin sağlığı ve bireylerin mutluluğu ile ölçüldüğü bir model, sadece doğaya karşı değil, aynı zamanda kendimize ve birbirimize karşı da sorumluluklarımızı yerine getirmek anlamına gelecektir.